Çok Entresan Arkadaşlarım Var =)

Mayıs 25, 2009 at 3:56 pm (öylesine, okul)

Bekir, elindeki boş su şişesini tellerin arkasındaki arsaya fırlatan Furkan’a : Hayvan herif! dedikten sonra kendi elindeki şişeyi gözlerini Furkan’dan ayırmadan aynı yere fırlatır…

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Tombalak Böcekler ve Sen de mi Brütüs

Mayıs 23, 2009 at 4:09 am (öylesine)

Önceki günkü çamaşır suyuyla yapılan temizlikten dolayı olsa gerek, bu kokudan rahatsız olan hain böcek saklandığı yerden odama kaçıvermiş. Böööyle binüçyüzotuşbeş bacağı olanlardan. Şişman bi de, ne yediyse o kadar..

Dur dur, hikayeyi baştan alayım; ümüt insanıyla konudan konuya atlayaraktan traji-komik msn muhabbetinin ardından gayet uykulu bir biçimde yatağıma geçtim. Sevgili insanını özlediğimden olsa gerek, msjlaştık baya bi (2 buçuk gibi yattım, ezan okunuyodu uyuyalım be adam yeter dediğimde) aslında her şey görüldüğü üzre hain sevgilinin suçu! neyse efem, tam uyuyacağım bööyle şanstan mıdır şansızlıktan mıdır nedir tavana bakıverdim ve o da ne, yatağımın başucundaki kirişin üstünde o tombalak böcek. Bi anda fırladım tabi, o durur mu farketti başına bir şey geleceğini fiti fiti kaçıyo, ratatouille afişinin arkasına saklandı ben de aldım terliği yapıştırdım afişe. Ama öldü mü diye de bakamadım,zaten aşağı da düşmedi. O sırada da çamaşır makinesi yıkamayı bitirmiş ötüyo “söndür layyn beni” diye. Çıktım çamaşır odasına gittim kapattım, dönerken aynı böceğin daha sıskasını gördüm. En yakındaki terliği de onun kafasına geçirdim. Annem de namaza kalkmış uyanıkmış napıyosun kızım diye odadan çıktı. Neyse anlattım uykumu kaçırdılar hain şişkolar diye, posterin arkasındakinin cesedini de diğerininkini de süpürge yardımıyla elektrik akımına maruz bıraktık. Tamamen öldüler de benim uykum kaçtı tabi( bu saatte kolay kolay uyanmam ben,uyansam da uyurum zorla), yatağımı falan da düzelttim bi de nesscafe alta rica yaptım kendime ohh mis..

Hain sevgiliye de msj attım, kalk uyuyamadım böcek gördüm diye. Bi’ iki bi şey dedi, uyu başın ağrır vs. (sanki kolaydı o tombik otuzbinikiyüz bacaklı böcekleri gördükten sonra) sonra küt uyudu. Ne güzel uyuyacaktım ben erkenden, önce uykumdan etti, sonra da Brütüslük yaptı. Daha önce de, güzelsin zayıfsın diye gaza getirip kilo almama sebep olmuştu =D Acaba diyorum, mutteşem beni yok etmek üzre gönderilmiş bi ajan mı..

Bekir efendi de oyun oynuyormuş, beni bu saatte görünce şaşırdı. Gemi çiziktirdi bana ama ben pek gemiye benzetemedim=D tekrardan teşekkür ederim fakat..

Pazartesi finallerim başlıyormuş, halbüsü ben daha 1 hafta var sanıyordum. Çok kötü oldu bu sorumsuzluğum. Erkenden kalkmışken çalışayım diyorum. Hem sabahları daha iyi akılda kalır. Son olarak “EKONOMİNİN MİKROSUNDAN DA MAKROSUNDAN DA NEFRET EDİYORUM!!!!”

adiyoss..

Kalıcı Bağlantı 6 Yorum

Only this Moment

Mayıs 12, 2009 at 11:28 pm (öylesine, kitap)

Tabular tabular..Her adımda şuura dur emrini veren bir jandarma neferi. Her kapının arkasında, elinde bıçak, bekleyen bir harem ağası. Düşünme! Düşüneni iftiranın ve sefaletin lağımında boğduktan sonra ellerimizi yıkayıp, “efendim bizde filozof yetişmiyor” diye ah-u vahlar…

Cemil Meriç

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

The Story

Mayıs 4, 2009 at 10:12 pm (Uncategorized)

Son zamanlarda tembelliğim iyice arttı, ya pc başındayım ya yemek yiyorum ya da kitap okuyorum. Hayatımda değişik hiçbir şey yok mu, var ama eskisi kadar tetiklemiyor yenilikler, güzel şeyler bunu farkettim.. Ne hoş değil mi?!

Her söylenene pat diye inanabilecek biriyim ben, aslında işin aslı;  her söylenene pat diye inanan biri gibi görünen biriyim. Özellikle saçma şeylere, sırf millet eğlensin gülelim diye. Bi de daha korunmaya alınmış hissediyorum o zaman kendimi, sanki ben çok küçük bi kızım, etrafımdakiler de beni koruma altında tutan büyüklerim.

Bu gün kafamı kitaplığıma çarptım, aslında çarpmaktan çok kitaplığa kafa attım. Çok acıyor canım hala.

Zeynep velediylen büfeye gittik bi şeyler almak için, bu bizimki kedilerden korkuyo tamam mı. Babamın kedicikleri de apartman kapısında tünediklerinden bizim velet kucağıma atladı hemen ( uzun zamandır taşımamıştım çok kilo almış) belimin ağrısı daha da arttı böylelikle. Uzaklaştığımızda indi sağolsun, yere eğilip çiçek toplamamı istedi sonra. Sonrasında gözlerimden çıkan kırmızı alevleri görmüş olmalı ki kendi koparıverdi bi kaç tane =) minik sıpam, küçük eşşeğim, pinokyom, prensesim, papatyam yakıştırmalarından en çok küçük eşşeği seviyor.. Kopardığı çiçeklerden birini saçına taktırdı, benden beter olacak bu çocuk.. Konuşmayı bile bilmiyordu ruj, oje falan görünce heyecanlanıyodu velet. Şimdiyse her gelişinde “oje sürelim miiii, rujundan sürebilir miyiim” soruları eksik olmuyor. Bunların yanında çok da zeki bir çocuk, bazen öyle cevaplar yapıştırıyo ki ne diyeceğini şaşırıyor insan. Ama en sevdiğim yönü empati kurabilmesi, daha bu yaşta yapacağı söyleyeceği şeyler karşısındakini üzer mi diye düşünüyor. Acayip bi velet..

Sevgili insanıyla felsefe üzerine konuşuyoruz şimdi, okuduğum kitapta felsefemsi bi şeyler olduğunu söyledim iş yine sokrates amcaya geldi. Felsefe diyince herkesin aklına sokrates geliyor nedense.. Benimse emanuel kant amca gelir, ki sevmem. Aslında severim de, daha çok sevmemem ağır basar. Çünkü çok gerçekçi,(onun içinde bulunduğu akım da gerçekçilikti değil mi?) çok gerçekçi olmasına neden mi kızıyorum, çünkü bence felsefenin amacı gerçeği bulmak değil işi dallandırıp daha fazla  soru üretmek.( felsefenin bu tanımına katıldığıma göre ben hangicilerden oluyorum?) bi de zaten beyazın beyaz olduğunu, güneşin ısıttığını, dünyanın döndüğünü, yemek yemenin bi ihtiyaç olduğunu vs. bunları zaten biliyoruz. Bu örnektekiler kadar basit şeyleri söylemenin mantığı nedir ki? Neyse biz konuyu kapatmışız, finallerin ne zaman diye soruyor. Yahu nerden buluyor böyle sıkıcı konuları şaşırıyorum, gıcıklık olsun diye kpds nasıl geçmişti diye bir kez daha mı sorayım diye düşünmekteyim.(kesin okuyacak bunu, iyi şeyler de yazayım bari bi ara xD)

Geçen hafta beraberken çekildiğimiz resimlere baktım demin, hiç ikimizin olduğu bi kare yok =) ben onu o beni çekmişiz devamlı. Bi dahakine yanımıza fotoğrafımızı çekecek birini de alalım diye düşünüyorum =D Çimenlere oturup denizi seyretmek çok güzel bi şey bu arada, gerçi fazla oturmadık doyamadım. Ben doğa insanı, oysa aristokratımsı bir şey. Ama alışacak inşallah, sonbahar yağmurunda çamur savaşı yapmak için planlar tasarlamaktayım. Gerçi dönüşte annem kızabilir ama olsun, sen yıkamıyon ki makine yıkıyor derim.Tam tamına 9 aydır birlikteymişiz, demin hesapladım. Gerçi ben son 1 aydır alıştım gibiyim diyebilirim, daha öncesinde karşımdaki insana karşı bazı sorumluluklarım olduğu gerçeğini pek sorun etmiyordum. İnsanları arayıp sorma konusunda baya bi eksiğim var =D tabi bunun yanında koca bir yığın daha duruyor, zamanla sosyalleşeceğim efenim..

Kimseye bir şeyler anlatmaya anlatmaya, böyle konuları blog sayfama yazıyor buldum işte kendimi. Aslında kimseye anlatmama olayı, anlatacak bir arkadaşımın olmamasından kaynaklanıyor. Olanların hepsi de erkek, bi sinem var işte ama onu dinlemek hoşuma gidiyor nedense, pek bir şey anlatamıyorum. Erkek arkadaşlarıma da ne diyebilirim ki bu durumla ilgili, komedi filmi gibi xD

Lady:  Geçen söyle oldu, böyle dedi, acaba ne demek istedi? Beni sevmiyo mu ühüüüüü

Erkek Arkadaş :  Bu kızların hepsi mi böyle kardeşim ya , soğudum senden de ıyyy..

Sıkıldım bu konudan, son günlerde apocalyptica dinliyorum yine. Özlemişim, konser olsa da gitsek. Abla insanı da söz verdi gelirlerse bu sene, gideriz diye..

Yarın okul var, gitsem mii gitmesem mii diye düşünüyorum. Sanırım gitmiycem ama gidebilirim de. Eve uzak olmasa iyi de, çok uzak yahu yol derdi yüzünden okuldan soğudum. Işınlanmayı ne zaman icat edecekler acaba, buna en çok sevinenlerden biri ben olacağım eminim.. Norveç’e falan ışınlarım kendimi ne güzel, ışın polisleri falan da olur mu bu durumda? Işın gümrüğü, ışın vizesi, ışın vergisi.. Diğer ülkeleri bilmem de bizim ülkede vergisi kesin olur =D

Adiyos..

Kalıcı Bağlantı 2 Yorum