Gölcük’ü Tanıyalım Yazısı (I)

Mayıs 18, 2008 at 6:20 pm (Uncategorized)

Gölcük’te olan ya da Gölcük’e yakın olan varsa mutlaka gitsin efem,çok güzel olacak eminim. Şenlik öncesi parktaki gemi müzesini gezmenizi de şiddetle tavsiye ediyorum..
Ben büyük ihtimalle gideceğimdir şenliğe, gidemeyenler için bol bol resim de çekeriz artık=)

Burda da benle büyük ablam,mezuniyetinde beraber resim çekinip mezuniyet öncesi ve mezuniyet sonrası adı altında yazı yazmayı düşünüyordum bunun hakkında(bu derken seni kastettim evet: )  ) ama bizden çıksa çıksa aynı anda poz vermeyi beceremeyen ilginç organizmalar adlı bi yazı çıkar,neyse işte hazır boş blog sayfası açmışken mezuniyet öncesi resmini şimdiden ekleyeyim dedim..

Bu da üst geçitteki yazı işte, durakta beklerken hoşuma gitti çekeyim dedim..

Şunu da unutmadan koyayım, Gölcük’ün kuruluş sebebi olan Yavuz Zırhlısı’ndan arta kalan pervane..


Gölcük’ü tanıyalım yazısı gibi oldu sanki :S , neyse idare edin işte.. Hatta başlığa da öyle yazayım, ne yazsam diye düşünüyordum zaten.

Reklamlar

Kalıcı Bağlantı 2 Yorum

Soykırım Tevatürü ve Türk Asıllı Milletvekilleri!

Mayıs 11, 2008 at 11:50 am (Uncategorized)

Avrupa Birliği’nin kurucularından Almanya’nın tarihine bakarsanız küllerinden yeniden doğmasına şaşar kalırsınız.

Alman İmparatorluğu, kuruluşundan sadece yarım asır sonra, ilk dünya savaşında Osmanlı İmparatorluğu ile birlikte en büyük yenilgiyi aldı.Toprakları parçalandı,sonra hırs ve öfkeyle ayağa kalkıp Polonya’ya ve Rusya’ya saldırdı.İkinci paylaşım savaşı sonunda Almanya yine kaybeden taraftı!Toprakları yine paylaşıldı ve tarihin en bilinen soykırımıyla Yahudi ve diğer azınlıkların katliyle tarihe geçti.

Belki de bu nedenle, kendi tarihinden yola çıkarak Türkiye tarihinde “olmayanı” arıyor!

Sözde Ermeni soykırımı yasasıyla yetinmeyen Batılı politikacılar, her yeni güne bir soykırım iddasıyla başlıyor.Bu tavır artık bir espri konusu. Selanik’te karşılaştığımız Yunanlı tarihçi George Nakratzas, Pontus soykırımı denilince gülmüştü..

“Ahh bizim küçük faşistlerimiz!”demişti.”Asıl soykırımı Türklere karşı biz yaptık!”

“Hep Türkler’in ne yaptığını söylüyorlar. Bizim onlara ne yaptığımızdan kimse söz etmiyor!Aydın’da Yunan ordusunun katliamı. 4.400 Müslüman. Ateşe verdiler köyleri!..”

Bir Balkan aydını bunları söylüyordu.

Bilkay Öney ise, Almanya’nın Türk asıllı bir milletvekili. Berlin seçimlerinde yeşillerden milletvekilliği kazanan bu genç hanım, Yunanlı tarihçiyle taban tabana zıt tavrıyla dikkat çekiyor. Sözde soykırımı kabul ederek, Yeşiller Partisi’nde saygınlık kazanmayı hedefliyor. “Neden?” diye sorduğumuzda şu cevabı veriyor:

“Tasarı olarak ‘massenmort'(katliam)çıktı. Şimdi ben bir Alman milletvekili olarak çıkıp, “Hayır!Ben bunu kabul etmiyorum!’ deme şansına sahip değilim,çünkü ben sahaya girmeden bana çelme takmaya çalıştılar!Takılıp düşseydim,bundan sonra hiçbir zaman Türkleri anlatamazdım!Ben ‘Tamam, kabul,öldürdük!’ dedim. ‘Ama araştıralım,nerede,nasıl,kaç kişi,sorular soralım!’ dedim..Hemen ortaya çıkıp, ‘Hayır biz hiçbir şey yapmadık tamamen suçsuzuz!’ dediğimiz zaman inandırıcı olmuyoruz,kötü pozisyona düşüyoruz!”

Hamburg’da yolda karşılaştığım bir vatandaş, pozisyon falan düşünmeden fikrini söylemişti:
“Dünyanın her yerinde savaşlar oluyor! Savaşlarda herkes ölüyor. Birçok yerde Müslümanlar katlediliyor. O zaman kimse neden konuşmuyor!”

“Hasta Bekçi Türkiye” ve Uda Steinbach
İşin aslı , Almanya’da Ermeni soykırım tezini “sorgulayan” bir Türk’ün, ne basında, ne politikada, ne de akademik çevrede iş bulması mümkün. Demokratik ve çağdaş Almanya’da ifade özgürlüğü yok! Sadece benzer fiirlere hayat hakkı var!
Politik kariyer yapabilen “Türk” kökenli Alman milletvekillerinden biri “Ben iki soykırımdan sorumluyum:Bir Alman olarak Yahudi soykırımından,manşei Türk olan biri olarak da Ermeni soykırımından” diyebilmişti. Alman üniversitesinde kürsü sahibi bir diğeri “Ermeni soykırımını ,Kürt soykırımının öncüsü” ilan etmişti. Bir başkası, “Naziler Yahudilere ne yaptıysa, Anadolu’da Ermenilere o yapılmıştır.” diyebilmişti. Bu ve benzeri fikirlerin ortalığa yayıldığı mihraklar vardı. Çeşitli Alman vakıfları, bu mihraklardan bazılarıydı.
“Boğaz’daki Hasta Bekçi”, “Türkiye’yi Aramak” adlı kitaplar masasının üzerinde. Hamburg’da Doğu Enstitüsü’nün (GIGA) direktörü Uda Steinbach’ın karşısındayım.
İlk görevini Türkiye’de yapmış bir askerî istihbaratçı. Türkiye’yle ilgili yazdığı ilk kitabın adı: Boğazdaki Hasta Bekçi! O, Almanya’daki Türkiye fikrini oluşturanlardan biri.
Kitabında Türkiye’yle ilgili görüşünü şöyle özetlemişti:”Sorun, Atatürk’ün, bir paşa fermanıyla yarattığı yapay ürün Türk devleti ve Türk ulusudur. Sorun Kemalizm ve Kemalizm’in ulusçuluk ve laiklik ilkeleridir. Sorun, uyduruk, zorlama ve yapay Türk ulusudur. Böyle bir ulus yoktur. Olmadığını, Türkiye’de yaşayan Kürt/Türk, Müslüman/Laik, Alevi/Devlet çatışmalarında görmekteyiz!”
“Uyduruk Yapay Türk Halkı!”
Türkiye’den objeler,tablolar ve kitaplarla dolu odasında, kameramıza bir yer bulup,soruyoruz:”Türk milleti için uyduruk,toplama bir millet diyorsunuz. Atatürk, zorlama bir ulus yarattı diyorsunuz. Ne demek istiyorsunuz?”
“Ben Türkiye sınırları içerisinde birçok etnik azınlığın yaşadığını söylüyorum. O sınırlar içinde, sadece Türkler’in yaşadığını da kabul etmiyorum.” diye yanıtlıyor.
“Almanya’da çok çeşitli etnik gruplar, haklar, değişik din mensupları yaşıyor. Siz onları Alman olarak tanımlıyorsunuz. Biz de Türkiye sınırları içindekilere ‘Türk’ diyoruz…”diyorum.
Yaşlı ellerini sürekli hareket ettiriyor. Gözleri sürekli çevrede dolaşıyor:
“Almanya sınırları içinde yaşayan Türkler, Alman vatandaşıdır ama Türk milletindendirler” diyor.
“Ve siz onları Alman olarak tanımlıyorsunuz…” diye ekliyorum.
Yön değiştiriyor: “Aslında ben, bir Kürt, Türkiye’de yaşıyorsa, onu da Türk olarak tanımlarım. Onun kültürü veya kimliği Kürt olabilir ama Kürt olmayan Türkler, diğerlerinin etnik kökenini kabul etmek zorundadırlar.”
“O zaman , onlar kendi dillerini konuşmalılar, kendi kültürlerini yaşamalılar değil mi?” diye soruyorum.
“Tabi ki” diye atlıyor. Yüzünde o “medeni” tebessüm,”Bakın, buradaki Türk azınlık,Almanca’nın yanısıra Türkçe eğitim de alıyor. Danimarkalı azınlık Danca(Danimarka dili)eğitim alıyor. Güneydoğudaki Slav azınlık da ,Slav dilince eğitim alıyor.” diye ekliyor.
Ben de yüzüme Batılı “medeni” tebessümü takıp ” Öte yandan Hoover Realschule’de.. tenefüslerde bile Türkçe konuşma yasağı konuyor!”diyorum.
“Aaa, o konu başka!” diyor!
Banu AVAR

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Hangi Avrupa / Fransa ve Sevr Rüyası

Mayıs 11, 2008 at 10:23 am (Uncategorized)

Fransa Cumhurbaşkanı Chirac’ın Ermenistan ziyaretinde açıkladığı üzre;2007, Fransa’da “Ermeni Yılı”ilan edildi.

Parise uçarken aslında bir asır önceye gidiyorum.Yüzyıl önce avrupalı devletler paylaşmayı düşündükleri Osmanlı İmparatorluğu’na karşı etnik kartı kullanmışlardı. Sevr Antlaşması’nın sisli günleri yaklaşırken Batı, öncelikle Osmanlı uyruklu Ermeni ve Kürtleri ayrı devlet kurma yönünde kışkırtıp slahlandırmışlardı.

Hatırlayalım,Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinden 25 devlet çıkmış ama Batı’nın en büyük hayali olan, Osmanlı topraklarındaki petrol coğrafyasından yırtılacak, iki devlet projesi yarım kalmıştı.Biri Kürdistan, öbürü Ermenistan’dı.

Aradan yaklaşık bir asır geçti.Paris’teki durum Batı’nın hiç de unutkan olmadığını gösteriyordu.

………..

Paris! Dünyanın en çok ziyaret edilen kenti..Dillere destan Sen Nehri üzerinde gezinip durur turist kafileleri…

Aşk diyince birilerinin aklına sadece Paris gelir…Balayları için Paris gündemdedir.Binlerce şiir yazılmış bu kent için,binlerce şarkıya ilham vermiştir…

Sen kıyısında yürürken, art arda dizilmiş heykeller arasından birinin önünde duran, turist kafilelerine bakıyorum.Devasa Ermeni anıtının altındaki tabelada, Osmanlı İmparatorluğu’nun barbarlığını okuyanlar,anıtı fotoğraf makinelerine hapsediyorlar.

Paris turistleri kadar dünyanın dört bir yanından gelen mültecileriyle de ünlüdür!Kimileri, uzak banliyölerde polisten kaçarken,elektrik tellerinde kömür olur.Fransa’da mülteciden mülteciye fark vardır.

Kimileri gözdedir,her köşede enstitüleri,anıtları,sergileri vardır…Adlarına yıllar adanır!

Bu öğleden sonra Ermeni yılı nedeniyle Paris’in ortasında açılan soykırım sergisine konuk olacağım.Ermeni Araştırma Merkezi başkanı Jean Claude Kebapçıyan’la buluşacağım.O,1942’de Fransa’da doğmuş.Ailesi Yozgatlı…

Koca bir Türkiye haritası,karanlık sergi salonunda ışıl ışıl parlıyor.Her bir kendimizin üzerinde bir ekranda,soykırımı anlatan yüzler beliriyor.

Kebapçıyan’a soruyorum: “Enstitü’nüzün ve bu serginin amacı nedir?”

“Biz Fransa’da mültecilerin çocuklarıyız…Geçmiş yıllarda ailelerimiz olan bitenin üzerinde pek durmadılar.Hayat gailesindeydiler.Dünya savalarla sarsılıyordu…Bizim meselemiz önemli başka olayların gölgesinde kaldı…Gündeme gelmedi…Şimdi ifade ediliyor…”diyor.

Son derece kibar bir beyefendi.Sergilerine geldiğim için defalarca teşekkür ediyor.Sanırım beni,Türkiye’nin “Türk olmayan” basınından zannediyor.

Banu AVAR / Kasım 2006 Yolculuğu

Kalıcı Bağlantı 1 Yorum